İsrail güçleri, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentine bağlı Yatta beldesinde bulunan Ed-Deirat köyüne sabah saatlerinde geniş çaplı bir baskın düzenledi. Bölgeden gelen bilgilere göre İsrail ordusuna bağlı ekipler, Radi el-Cebbarin ile oğlu Munir el-Cebbarin’e ait olan iki katlı konutu hiçbir uyarı yapmadan yerle bir etti. Olay anında evde bulunan 15 Filistinli sivil, eşyalarını dahi alamadan evsiz kalırken, bölge halkı büyük bir şok yaşadı. Yıkım işlemi sırasında güvenlik güçlerinin çevrede yoğun önlemler aldığı ve bölgeye giriş çıkışları tamamen kapattığı aktarıldı.

Yıkım operasyonu sadece konutla sınırlı kalmayarak tarımsal faaliyetleri de hedef aldı. İsrail buldozerleri, ailenin geçim kaynağı olan bina çevresindeki meyve ağaçlarını kökünden sökerken, ekili tarım arazilerini de paletleri altında ezerek kullanılamaz hale getirdi. Evin yıkılmasının ardından enkaz yığını arasında kalan aile fertleri, kış şartlarının kapıda olduğu bu dönemde sığınacak bir yer bulma telaşına düştü. Görgü tanıkları, yıkım sırasında İsrail askerlerinin bölge sakinlerine karşı sert müdahalelerde bulunduğunu ve arazinin ekilebilir vasfını yitirmesi için özel çaba sarf edildiğini ifade etti.

Bu yıkım, İsrail’in Batı Şeria’daki "C Bölgesi" üzerindeki kontrolünü pekiştirmek için uyguladığı sistematik politikanın bir parçası olarak değerlendiriliyor. 1995 yılında imzalanan İkinci Oslo Anlaşması ile Batı Şeria, idari ve güvenlik açısından A, B ve C bölgelerine ayrılmıştı; ancak C bölgesi tamamen İsrail’in askeri ve idari kontrolüne bırakılmıştı. Söz konusu bölgede yaşayan Filistinlilerin inşaat yapması veya tarımsal genişleme sağlaması, İsrail makamlarının uyguladığı ruhsat politikaları nedeniyle neredeyse imkansız hale getirildi. İsrail yönetimi, "ruhsatsız yapılaşma" iddiasıyla her yıl yüzlerce Filistinli aileyi evinden ederek bölgedeki demografik yapıyı değiştirmeyi amaçlıyor.

Uluslararası gözlemciler ve insan hakları örgütleri, İsrail'in bu tür uygulamalarını uluslararası hukukun açık bir ihlali olarak nitelendiriyor. Filistinli yetkililer ise yaptığı açıklamalarda, İsrail’in işgal altındaki topraklarda gerçekleştirdiği bu yıkımların, halkı topraklarından göçe zorlama stratejisinin bir yansıması olduğunu vurguluyor. Yerel sivil toplum kuruluşları, söz konusu yıkımların bölgedeki ekonomik yaşamı felç ettiğini ve ailelerin kendi topraklarında kök salmalarının engellendiğini savunuyor. İsrail tarafı ise bu yıkımların yasal prosedürlere uygun olduğunu iddia ederek, yapılan tüm eleştirileri reddetmeye devam ediyor.

Bölgeyi yakından takip eden uzmanlar, 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana İsrail’in Batı Şeria’daki baskı politikasında ciddi bir ivme artışı olduğunu belirtiyor. Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıların başlamasıyla eş zamanlı olarak, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de gözaltıların, baskınların ve yıkımların şiddetlendiği görülmektedir. Uzmanlara göre bu durum, İsrail’in iki cephede birden Filistin varlığını minimize etme çabası taşıdığını kanıtlıyor. Özellikle tarım arazilerinin yok edilmesi, bölge halkının kendi kendine yetme kapasitesini kırarak onları dış yardıma bağımlı hale getirmeyi amaçlayan stratejik bir hamle olarak yorumlanıyor.

Yaşanan bu dramatik olay, bölgedeki insani krizin derinleştiğini bir kez daha gözler önüne seriyor ve uluslararası toplumu acil bir tutum almaya davet ediyor. Evsiz kalan Radi el-Cebbarin ve ailesi için yardım kampanyaları başlatılırken, bölgedeki diğer aileler de benzer bir yıkım tehdidiyle karşı karşıya kalmanın korkusunu yaşıyor. Uluslararası kuruluşların sessizliğini bozması gerektiğine dikkat çeken aktivistler, Filistinlilerin temel barınma hakkının korunması için baskı oluşturulması gerektiğini savunuyor. Okuyucularımıza, bölgedeki gelişmeleri yakından takip etmelerini ve Filistin halkının yaşadığı bu zorlu süreçte seslerini duyurmalarını tavsiye ediyoruz.