İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kentine bağlı Turmusaya beldesinde yaşayan Filistinli çiftçi Rabii, İsrail ordusunun baskınları ve yasa dışı yerleşimcilerin saldırılarına rağmen topraklarını terk etmiyor. Yaklaşık 30 yıl boyunca Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşadıktan sonra ata topraklarına geri dönen Rabii, günümüzde İsrail’in sistematik engellemeleri nedeniyle tarım arazilerine erişim sağlamakta büyük zorluklar yaşıyor. İsrail askerleri tarafından uygulanan yol kapatma kararları, arazilerin askeri bölge ilan edilmesi ve yerleşimcilerin bitmek bilmeyen tacizleri, Filistinli çiftçinin üretim yapma hayallerini sürekli olarak sekteye uğratıyor. Ancak tüm bu olumsuzluklara rağmen Rabii, atalarından miras kalan geleneksel tohumlarla sebze ve meyve yetiştirerek topraklarıyla olan kadim bağını güçlü bir şekilde sürdürmeye devam ediyor.

Rabii’nin hikayesi, Filistinli üreticilerin karşı karşıya olduğu zorlu yaşam mücadelesinin en somut örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Gurbette geçirdiği 28 yıl boyunca zihninde hep topraklarına dönme ve çiftçilik yapma fikrini taşıyan Rabii, ülkesine döndüğünde ise tarlalarının büyük bir kısmının ya yakıldığını ya da işgalciler tarafından ele geçirildiğini acı bir şekilde tecrübe etti. İsrail askerlerinin gözetiminde hareket eden fanatik yerleşimciler, tarım arazilerini talan ederek ağaçları kökünden söküyor ve bölgedeki ekolojik dengeyi de bozuyor. Buna rağmen Rabii, elinde kalan kısıtlı topraklarda domates ve salatalık gibi ürünler yetiştirerek, işgalin yarattığı ekonomik ve sosyal yıkıma karşı adeta sessiz bir direniş sergiliyor.

Bu durum, bölgedeki Filistin varlığını sona erdirmeyi amaçlayan İsrail politikalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor ve oldukça büyük bir stratejik öneme sahip. Geçmişten günümüze kadar devam eden bu süreçte, Filistin topraklarının parça parça ele geçirilmesi ve yasa dışı Yahudi yerleşim birimlerinin inşa edilmesi, bölge halkını göçe zorlayan en büyük etkenlerin başında geliyor. Tarım arazilerinin askeri bölge ilan edilmesi veya ulaşımın engellenmesi gibi uygulamalar, Filistinli çiftçilerin kendi topraklarında yabancılaşmasına neden olurken, gıda egemenliğini de doğrudan tehdit ediyor. Rabii gibi çiftçilerin toprağa tutunma çabası, aslında Filistin kimliğini ve toprak üzerindeki meşru haklarını korumaya yönelik tarihsel bir sorumluluk olarak kabul ediliyor.

AA muhabirine özel açıklamalarda bulunan Rabii, çocukluk yıllarında babası ve dedesinden öğrendiği tarımsal tekniklerin bugün hayatta kalma mücadelesinde en büyük yardımcısı olduğunu vurguluyor. Gurbette olduğu süre boyunca bile yılda birkaç kez vatanına gelerek toprakla olan bağını koparmadığını belirten Rabii, ata tohumlarının önemine dikkat çekiyor. "Bu domateslerin tohumları bana atalarımdan kaldı ve onları korumak benim için kutsal bir görevdir" diyen Rabii, bölgedeki diğer çiftçilere de ata tohumu tedarik ederek yerel üretimin canlanmasına öncülük ediyor. Kuzeyden güneye kadar her bölgeden çiftçinin kendisinden tohum talep ettiğini ifade eden Rabii, bu çabasıyla sadece bir çiftçi değil, aynı zamanda kültürel bir mirasın koruyucusu rolünü üstleniyor.

Uzmanlar, Filistinli çiftçilerin geleneksel yöntemlerle tarım yapmasının, bölgenin biyoçeşitliliğini korumak ve İsrail’in endüstriyel tarım dayatmalarına karşı durmak açısından kritik bir öneme sahip olduğunu belirtiyor. Geleneksel tohumların, bölgenin iklim koşullarına ve toprak yapısına daha uyumlu olduğunu hatırlatan tarım uzmanları, bu tür küçük ölçekli üretimin yerel ekonominin ayakta kalması için hayati bir değer taşıdığını ifade ediyor. İsrail’in tarım arazilerini hedef almasının altında, bölgedeki Filistinli nüfusun ekonomik olarak zayıflatılması ve kendi topraklarında kendi kendine yetebilme kapasitesinin yok edilmesi amacı yatıyor. Dolayısıyla Rabii’nin gerçekleştirdiği üretim, sadece bir tarımsal faaliyet değil, aynı zamanda İsrail’in işgal politikalarına karşı geliştirilmiş bir sivil itaatsizlik biçimi olarak yorumlanıyor.

Sonuç olarak, Rabii ve onun gibi topraklarına tutunan Filistinli çiftçiler, karşılaştıkları her türlü saldırıya rağmen pes etmeyerek bölgenin geleceği için umut olmaya devam ediyor. İsrail’in sistematik baskıları karşısında ata tohumlarını bir direniş sembolü haline getiren bu insanlar, topraklarının sadece bir ekonomik meta değil, aynı zamanda bir vatan parçası olduğunu tüm dünyaya hatırlatıyor. Okuyucuların, bölgedeki bu haklı direnişi daha yakından takip etmeleri ve yerel üretimin desteklenmesi konusunda duyarlılık göstermeleri büyük önem taşıyor. Filistinli çiftçilerin yaşadığı bu zorlu süreç, uluslararası toplumun dikkatini çekmesi gereken bir insan hakları ve toprak bütünlüğü meselesi olmaya devam ederken, Rabii’nin tarlalarından yükselen ses, adaletin ve toprağa bağlılığın en saf ifadesi olarak yankılanıyor.