İsrail'in Aşkelon Sulh Ceza Mahkemesi, geçtiğimiz günlerde uluslararası sularda Küresel Sumud Filosu'na yönelik gerçekleştirdiği müdahale sonrası alıkoyduğu aktivistlerden Thiago Avila ve Seyf Ebu Kişk'in gözaltı sürelerini 5 Mayıs tarihine kadar uzatma kararı aldı. İnsan hakları kuruluşu Adalah'ın paylaştığı bilgilere göre, İsrail savcılığı, söz konusu aktivistleri "savaş döneminde düşmana yardım", "yabancı ajanla temas" ve "terör örgütü üyeliği" gibi oldukça ağır iddialarla suçlayarak yargı sürecini derinleştirmeye çalışıyor. Başlangıçta 4 günlük bir ek gözaltı süresi talep eden savcılık makamı karşısında mahkeme, süreci 2 gün daha uzatarak aktivistlerin Şikma gözaltı merkezindeki tutukluluk halinin devamına hükmetti. Bu karar, bölgedeki insani yardım faaliyetlerine yönelik İsrail'in sert tutumunun bir yansıması olarak değerlendirilirken, uluslararası kamuoyunda da geniş çaplı bir tartışma başlattı.
Olayın geçmişine bakıldığında, Gazze ablukasını kırmak ve bölgedeki insani krize dikkat çekmek amacıyla yola çıkan Küresel Sumud Filosu 2026 Bahar Misyonu, 12 Nisan'da Barselona'dan hareket ederek geniş kapsamlı bir dayanışma ağı oluşturmayı hedeflemişti. İtalya'nın Sicilya Adası'ndan katılanlarla birlikte 39 farklı ülkeden gelen 345 aktivist, 26 Nisan'da büyük bir kararlılıkla rotalarını Gazze'ye çevirmişti. Ancak 29 Nisan gece saatlerinde Girit Adası açıklarında uluslararası sularda seyreden teknelere İsrail ordusu tarafından hukuk dışı bir müdahale gerçekleştirildi. İsrail güçleri, Yunan kara sularına çok yakın bir noktada düzenledikleri bu operasyonla 177 kişiyi alıkoydu, teknelere ciddi zararlar verdi ve 31 aktivistin yaralanmasına yol açan fiziksel şiddet uygulayarak süreci dramatik bir noktaya taşıdı.
Küresel Sumud Filosu'nun bu girişimi, sadece bir yardım konvoyu olmanın ötesinde, uluslararası sularda seyrüsefer serbestisi ve insani yardımın engellenemezliği ilkesi açısından kritik bir öneme sahiptir. Geçmişte Mavi Marmara gibi örneklerle dünya gündemine oturan benzer müdahaleler, İsrail'in deniz ablukası politikalarının uluslararası hukukla çatıştığı temel noktaları oluşturmaktadır. Bu misyon, Gazze'deki insani felaketin boyutlarını küresel ölçekte görünür kılmak için sivil toplumun gösterdiği en organize çabalardan biri olarak kaydedilmiştir. Aktivistlerin, İsrail'in uyguladığı ablukayı sivil itaatsizlik yöntemiyle delmeye çalışması, bölgedeki insani yardım koridorlarının açılması için uluslararası topluma yapılan en somut çağrılardan biri olma niteliği taşımaktadır.
Adalah avukatları, mahkeme salonunda yaptıkları savunmalarda, İsrail'in uluslararası sularda bulunan yabancı ülke vatandaşları üzerinde hiçbir hukuki yetkisi olmadığını vurgulayarak, yürütülen yargılamanın baştan sona yasa dışı olduğunu kanıtlarıyla ortaya koydular. Avukatlar, gözaltına alınan aktivistlerin tecrit, darp ve günlerce gözleri bağlı tutulma gibi ağır fiziksel istismar ve işkence uygulamalarına maruz kaldıklarını belirterek, bu muamelenin insani yardım faaliyetlerine yönelik bir misilleme olduğunu savundular. Ayrıca, tutuklu bulunan iki aktivistin maruz kaldıkları bu gayriinsani şartları protesto etmek amacıyla açlık grevi başlattıkları bilgisi, durumu daha da kritik bir boyuta taşıdı. Uluslararası insan hakları örgütleri ise, derhal serbest bırakılma çağrılarını yineleyerek İsrail'in yargı sürecini siyasi bir araç olarak kullanmasını kınadıklarını belirten bildiriler yayımladılar.
Hukuk uzmanları, İsrail'in "güvenlik" gerekçesiyle uluslararası sularda gerçekleştirdiği bu tür operasyonların, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi ve ilgili uluslararası antlaşmalarla açıkça çeliştiğini ifade etmektedir. Uzmanlar, İsrail mahkemesinin yabancı uyruklu aktivistlere karşı yönelttiği "yabancı ajan" veya "terör örgütü üyeliği" gibi suçlamaların, somut delillerden yoksun olduğunu ve tamamen caydırıcılık amaçlı bir strateji olduğunu belirtiyorlar. Karşılaştırmalı hukuk açısından bakıldığında, uluslararası sulardaki bir gemiye müdahale edip mürettebatını alıkoymanın, deniz hukuku normlarına göre "korsanlık" veya "hukuk dışı el koyma" kategorisine girdiği sıkça dile getirilmektedir. Bu nedenle, İsrail'in kendi iç hukukunu uluslararası alana taşıma çabası, küresel hukuk otoriteleri tarafından ciddi bir meşruiyet krizi olarak değerlendirilmektedir.
Gelinen noktada, Küresel Sumud Filosu aktivistlerinin yaşadığı bu mağduriyet, dünya genelinde vicdani bir sorumluluk çağrısına dönüşmüş durumdadır. Aktivistlerin açlık grevinde olması ve haklarında henüz resmi bir iddianame dahi hazırlanmamış olması, İsrail'in hukuksuzlukta ısrarcı olduğunu gözler önüne sermektedir. İlgili devletlerin ve uluslararası kuruluşların, kendi vatandaşlarının can güvenliğini korumak adına İsrail makamları üzerinde diplomatik baskıyı artırması hayati bir gerekliliktir. Okuyucularımızı, bölgedeki insani gelişmeleri yakından takip etmeye, sivil toplumun bu barışçıl mücadelesine destek vererek adaletin tecellisi için seslerini yükseltmeye davet ediyoruz. Unutulmamalıdır ki, uluslararası hukuk herkes için eşit uygulanmadığı sürece, hiçbir sivil girişimin güvenliği tam olarak garanti altında sayılamaz.