Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, İstanbul Gaziosmanpaşa’da düzenlenen "Doğu Anadolu ve Güney Anadolu Bölgeleri Buluşması" etkinliğinde bölgenin geleceğine dair çok kritik açıklamalarda bulundu. Yılmaz, sahada atılan kararlı adımlar sayesinde tesis edilen huzur ortamının, bölge genelinde ekonomik ve sosyal anlamda köklü bir değişimin kapılarını araladığını vurguladı. 2 Mayıs 2026 tarihinde gerçekleşen bu anlamlı buluşmada, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun medeniyetlerin harmanlandığı kadim topraklar olduğu gerçeği bir kez daha teyit edildi. Devletin en üst kademesinden verilen bu mesajlar, bölgedeki güven ikliminin kalıcı hale getirilmesi adına atılan stratejik adımların bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Etkinlik kapsamında yaptığı konuşmada bölgelerin tarihi ve kültürel mirasına özel bir parantez açan Yılmaz, bu coğrafyanın Türkiye'nin sarsılmaz gücünün ve zenginliğinin ana teminatı olduğunu belirtti. Bereketli toprakların, stratejik su kaynaklarının ve üretim potansiyelinin, Türkiye'nin kalkınma yolculuğunda her zaman güçlü bir dayanak oluşturduğunu ifade eden Yılmaz, bu kadim mirasın yeni nesillere aktarılmasının önemine değindi. Ticaret ve zanaatın can damarı konumundaki bu bölgelerin, ülkenin genel refahına olan katkısının artarak devam edeceğinin altı çizildi. Bakanlar ve bölge temsilcilerinin de katılım sağladığı toplantıda, yerel üretimin güçlendirilmesi için atılacak adımlar masaya yatırıldı.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin uzun yıllar boyunca terörün gölgesinde baskı altında kaldığını hatırlatan Cevdet Yılmaz, bu durumun kalkınmayı ve ekonomik büyümeyi uzun süre engellediğini vurguladı. Geçmişte yaşanan bu makus talihin, devletin kararlı iradesiyle artık tarihe gömüldüğünü belirten Yılmaz, "Terörsüz Türkiye" vizyonunun sadece bir slogan değil, sahada uygulanan somut bir gerçeklik olduğunu ifade etti. Bölgenin sahip olduğu büyük potansiyelin tam anlamıyla kullanılabilmesi için güvenlik ve huzurun vazgeçilmez bir ön koşul olduğu, yaşanan acı tecrübelerle sabitlenmiş durumdadır. Artık bölge halkı, terörün yarattığı karanlık günleri geride bırakarak tamamen üretim ve istihdam odaklı bir geleceğe odaklanmış görünüyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yürütülen "Türkiye Yüzyılı" hedefleri doğrultusunda, bu bölgelerin stratejik konumunun çok daha verimli kullanılacağı belirtildi. Yılmaz, bölgedeki huzur ve güven iklimi pekiştikçe özel sektör yatırımlarının katlanarak artacağını ve bunun da yerel istihdamı doğrudan olumlu etkileyeceğini dile getirdi. Bölgedeki sivil toplum kuruluşları ve iş dünyası temsilcileri de bu açıklamaları memnuniyetle karşıladıklarını, yatırım ortamının iyileşmesi adına atılan adımların sahada karşılık bulduğunu ifade ettiler. Özellikle genç nüfusun istihdama katılımı konusunda yeni teşvik paketlerinin yolda olduğu bilgisi, bölgedeki beklentileri daha da yukarı taşıdı.
Ekonomistlere göre, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki huzur ortamının kalıcı olması, Türkiye’nin toplam gayrisafi yurt içi hasılasına (GSYH) doğrudan pozitif bir katkı sunacak potansiyele sahiptir. Bölgenin tarım ve hayvancılıkta sahip olduğu rekabetçi avantajların, modern teknoloji ile birleştirilmesi sayesinde bölgenin bir lojistik ve üretim üssüne dönüşmesi uzmanlarca beklenmektedir. Türkiye’nin bölgesel kalkınma politikalarının, sadece ekonomik değil, aynı zamanda sosyal entegrasyonu da hedeflemesi, uzun vadede toplumsal barışın en güçlü teminatı olarak gösteriliyor. Komşu ülkelerle olan ticaret hacminin artmasıyla birlikte, bölgedeki şehirlerin uluslararası birer ticaret merkezine dönüşmesi de öngörülen hedefler arasında yer alıyor.
Sonuç olarak hükümet, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun hak ettiği parlak geleceğe kavuşması için kararlılıkla çalışmaya devam edeceğinin mesajını veriyor. 86 milyon vatandaşın her birinin refah seviyesini yükseltmek için bu bölgelerdeki kalkınma hamlelerinin hız kesmeden süreceği net bir şekilde ifade edildi. Vatandaşların, devletin sağladığı bu huzur iklimine sahip çıkması ve yatırımları desteklemesi, bölgenin makus talihini tamamen değiştirecek olan en büyük güçtür. Önümüzdeki dönemde hayata geçirilecek yeni projelerle birlikte, bu coğrafyanın Türkiye’nin yükselişindeki ana lokomotiflerden biri olacağına dair beklentiler oldukça yüksek seviyede seyrediyor.