Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı temsilen Ermenistan’ın başkenti Erivan’da düzenlenen Avrupa Siyasi Topluluğu 8. Zirvesi’ne katılarak kritik temaslarda bulundu. Zirve kapsamında gerçekleştirdiği ikili görüşmeler ve oturumlar ile dikkat çeken Yılmaz, bölgedeki barış ikliminin güçlendirilmesi adına Türkiye’nin kararlı duruşunu vurguladı. Erivan’daki bu üst düzey katılım, Türkiye ile Ermenistan arasındaki diplomatik ilişkilerin normalleşme sürecinde atılan somut ve tarihsel bir adım olarak kayıtlara geçti. Yılmaz, toplantının hem bölgesel güvenlik hem de enerji projeleri açısından oldukça verimli geçtiğini belirterek, uluslararası arenada Türkiye’nin stratejik önemine dikkat çekti.

Zirve kapsamındaki çalışmalarını değerlendiren Yılmaz, Avrupa’nın güvenliğinden enerji tedarik zincirlerine ve jeopolitik kırılmalara kadar pek çok konunun derinlemesine ele alındığını ifade etti. Özellikle 18 yıl aradan sonra Erivan’a gerçekleştirilen bu üst düzey ziyaretin, Türkiye-Ermenistan diyaloğu açısından taşıdığı sembolik ve pratik öneme vurgu yaptı. Geçmişte Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın ve Ermenistan Meclis Başkanı’nın Türkiye’ye yaptığı ziyaretlerin ardından, bu temasların normalleşme sürecini daha ileri bir boyuta taşıdığı belirtildi. Yılmaz, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki barış görüşmelerinde gelinen noktanın, bölgenin istikrarı için hayati bir eşik olduğunu sözlerine ekledi.

Güney Kafkasya, tarihsel olarak dünyanın en stratejik geçiş güzergahlarından biri olma özelliğini korurken, bölgedeki barış arayışları çok daha geniş çaplı bir jeopolitik öneme sahiptir. Geçmiş dönemlerde yaşanan çatışmaların ardından, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki kalıcı barış metinlerinin oluşturulması, küresel güçlerin de yakından takip ettiği bir süreç haline geldi. Özellikle geçtiğimiz ağustos ayında Washington'da imzalanan çerçeve anlaşması, taraflar arasındaki güven tesisinin ne kadar güçlendiğini açıkça ortaya koydu. Türkiye’nin bu süreçteki yapıcı rolü, hem Azerbaycan ile olan sarsılmaz kardeşlik hukuku hem de Ermenistan ile olan komşuluk ilişkileri perspektifinde dengeli bir diplomasi örneği sergiliyor.

Yılmaz, bölgede sağlanan ilerlemenin sadece iki ülke arasında değil, tüm bölge ülkelerinin refahını artıracağını ifade ederek barışın kapsayıcı etkisine dikkat çekti. Azerbaycan, Ermenistan ve Türkiye başta olmak üzere tüm bölge aktörlerinin bu süreçten ekonomik ve siyasi olarak kazançlı çıkacağını belirten Yılmaz, ticaretin gelişmesinin yoksulluğu azaltacağını vurguladı. Avrupa Birliği temsilcilerinin de Orta Koridor’un stratejik değerini kabul etmesi, Türkiye’nin bölgesel lojistik vizyonunun ne kadar isabetli olduğunu kanıtlıyor. Bu toplantılarda dile getirilen destek ifadeleri, Türkiye’nin enerji ve ulaşım hatları üzerindeki belirleyici gücünü bir kez daha tescillemiş oldu.

Siyasi analistler, Güney Kafkasya’daki normalleşme sürecinin Avrasya ticaret rotaları için bir devrim niteliğinde olduğunu belirterek, bu tür zirvelerin güven ortamını pekiştirdiğini ifade ediyor. Uzmanlara göre, Orta Koridor’un küresel tedarik zincirlerinde alternatif bir hat olarak güçlenmesi, bölgedeki barışın ekonomik bir zorunluluk haline geldiğini gösteriyor. Karşılaştırmalı veriler, bölgedeki lojistik projelerin tamamlanmasıyla birlikte ticaret hacminin katlanarak artacağını ve bu durumun bölge halklarının yaşam standartlarına doğrudan yansıyacağını ortaya koyuyor. Türkiye’nin burada oynadığı "dengeleyici ve birleştirici" rol, hem Batılı devletler hem de bölge ülkeleri nezdinde büyük bir takdirle karşılanıyor.

Sonuç olarak, Güney Kafkasya’da kalıcı barışın tesisi için atılan her adım, geleceğin müreffeh dünyasına açılan yeni bir kapı niteliği taşımaktadır. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz’ın mesajları, Türkiye’nin bölgeyi bir çatışma alanı değil, bir iş birliği havzası olarak gördüğünü net bir şekilde yansıtmaktadır. Okuyucularımız, Türkiye’nin bu diplomatik başarılarını ve bölgedeki gelişmeleri yakından takip ederek, Orta Koridor gibi stratejik projelerin Türkiye ekonomisine katacağı değeri daha iyi idrak edebilirler. Önümüzdeki günlerde, bölgesel normalleşmenin hız kazanmasıyla birlikte Türkiye’nin jeopolitik ağırlığının daha da artması beklenmektedir.